Hayata tutunmak İki oğlu ile yaşayan fakir bir çiftçi varmış. Çiftçi eşini yıllar önce biçerdöverin önünde durduğunu farketmeden ekin biçer gibi biçmiş, kadıncağazı adeta moleküllerine ayırmıştı. Fakat bu sıkıntının da biraz kendi, biraz da talihinin yardımıyla üstesinden gelmeyi başarmışlardı. Biçerdöverin bıçaklarının etrafa serpiştirdiği kadının parçaları toprak tarafından kısa sürede emilmiş, çorak olup birşey yetişmeyen tarlası adeta Babil bahçeleri gibi yemyeşil ve verimli hale dönmüştü... O yuzden kadının ölmesine ailede kimse üzülmemiş, her işte bir hayır vardır düşüncesi standart aile düsturu olmuş ve baba ve çocuklar içlerinden ne geliyorsa öyle davranmışlardı. Ta ki.
Evet tabii ki her güzelliğin bir sonu da olmalıydı. Evin direği, tüm işleri gerçekleştiren, hayırlara sebep olan kişisi yani çiftçi artık yaşlanmış ve ölüm döşeğindedir... Ama yine kimse üzgün değildir, bilirler ki bunda da bir hayır olabilirdi... Ama yine de çocukların içi bir ürperme, peder gittikten sonra ne sikim yapıcaz, göte mi gelicez düşüncesiyle yusuf yusuf olmaktaydı.
Bunu farkeden ihtiyar çiftçi, artık uzatmaları oynadığını hissettiği bir günün sabahında oğullarını yanına çağırır.Ve başlar konuşmaya:
“Oğullarım, biliyorum içinizde “şimdi sıçtık” duygusu, ve “acaba bana bırakacak bi bok edinmiş olabilir mi?” sorusu hakim... Önce ikinciye cevap vereyim..” der yaşlı çiftçi... “tabii ki hayır”... Çocukların yüzündeki ifade daha da gerginleşir.
Bu konu uzarsa oğullarının müdahalesiyle 90+5 şeklinde tabir ettiğimiz oyun harici sakatlık ve topun oyunda olmadığı anları kapsayan ve eski dilde intika olarak adlandırılan süreyi dahi göremeyeceğini farkeder ve hemen konuyu değiştirir...

“Ama, üzülmeyin” der... “Size daha önemli bir şeyi, bilgimi bırakacağım” der. Çocuklar merakla dinlemeye başlarlar... “Biliyorsunuz” der ihtiyar çiftçi. “Annenizi zamansız kaybettik bir görünmez kaza sonucu” der.... Çocuklar içlerinde “Ulan bari ölürken yeme bizi” diye geçirseler de aynı ilgili ve buğulu gözlerle babalarına bakmaya devam ederler. Çiftçi devam eder: “Çok zor günler geçirdim başlarda, fakat siz ufaktınız ve ayakta kalmalıydım” der. “O sebeple hayata sımsıkı sarıldım, benden uzaklaşmaya çalıştıkça, azmettim ve beni yıpratmasına izin vermeyip ben onu eskittim”

Anlattıklarını kendi de bir şeye benzetemeyen ihtiyar çiftçi, çocuklarının gözlerindeki boş ifadeden onların da çoktan dağılmış olduklarını sezer, sezmekle kalmaz hemen yeni bir aksiyona geçer. Büyük oğluna dönerek kendisine bir adet ataç ve bir de zımba getirmesini söyle, yanında da kalın bir tomar kağıt ile..
Bu saçmalıkların bir son bulmasını bekleyen büyük oğlan, belki son istektir diyerek babasını kıramaz ve gider her çiftçi evinde default olarak bulunan bir ataç, bir zımba ve bol miktarda A4 kağıdını üstelik tamamı çizgisiz olarak getirir.Ve tekrar başlarlar babalarını dinlemeye.

Çiftçi tekrar anlatmaya başlar. “Bakın canlarım, bu tomar kağıt hayat, bu ataç ile zımba ise sizlersiniz”
Dumura batan çocuklar “aaa tamam adam gidiyor” deyip derin bir nefes çekerken adam devam eder. “Önce ataçı takıyorum bu kalın kağıt tomarına” der. “Sağlam değil mi oğullarım” der, “nasılda sıkı duruyor kağıtlar”.
“Fakat bir noktayı gözden kaçırıyorsunuz” deyip ağır ağır sayfaları çevirmeye başlar. Gerçekten de sayfalar çevrildikçe ataç bollaşmakta, şeklini kaybetmekte ve yerinden oynamaktadır.Sonunda tüm sayfalar yerlere saçılır. “Gördünüz mü” der çiftçi. “Hayata tutunuyor görünmek ilk anda yeterli gibi görünse de, zorlu hayat yolundaki engeller sizi yorar ve tüm hayatınızın kontrolünü kaçırırsınız” der. Sonra yere saçılan kağıtları bu sefer küçük oğluna toplatır ve alır kağıtları. Bu arada kıssadan hisse önce büyük ardından küçük oğluna iş yaptırarak onlara hayatta hep adaletli davranma konusunda da ders vermiş olur. Kağıtları alan çiftçi bu kez onları zımbalar ve az önce olduğu gibi sayfaları çevirmeye başlar.Fakat bu sefer yavaş yavaş yavaş hızlanarak.. “Bakın oğullarım, hızlansa bile hayatın akışı siz işte böyle hayata direnmelisiniz, ve zorlukları ve hayatı siz aşındıracak ve güçsüz kılacaksınız” der, zımba delikler büyüyerek sonunda yırtılan sayfaları göstererek.
Kalan kuvvetiyle dalıp gitmiş olan oğullarını dirterek uyandırır ve sorar.. “Peki şimdi siz hangisini seçeceksiniz? Ataç gibi şık görünüp, arka arkaya gelen zorluklarda direnciniz mi kırılacak, yoksa bir zımba teli gibi güçlü ve mağrur bi ömür mü süreceksiniz” der ve son nefesini verir....

İki kardeş birbirlerine bakar, gözlerinde hangi yolu izleyeceklerinin işaretini görüp, aynı fikri paylaşmanın buruk huzuru ile hafifçe bir tebessüm ederler ve birbirlerine sarılırlar.

Zahmet Baltan

Not: Bu eşsiz ve içerikli eseri yayınlamamıza izin verdiği için yazarımız Zahmet Baltan'a çok teşekkürlerimizi sunuyoruz.