Bizim Ev Kanlıca’da geçirirdik bir vakit biz her yazı
Otuz sene kadar oldu zannederim en azı
Vardı orda eski püskü bir küçücük evimiz
Ben ev dedim mamafih siz ne derseniz deyiniz
Yıkık dökük bir kulübe kısacası bir kümes
Her tarafı sallanırdı alsak hızlı bir nefes
Maşaallah kuvvetlice yağmur yağsa bir parça
Adeta bir göl olurdu hem sofa hem taraça
Boyaları sıvaları kaplamıştı kabuklar
Odalarda bile bazen dolaşırdı tavuklar
Fethederek çatıları kaplan gibi kediler
Bahçedeki civcivleri birgün bütün yediler
Başka başka makamlardan mırıldanırdı her biri
Hele komşu bostancının vardı ki bir tekiri
Haydutlukta Çakıcı’ya çıkarırdı belki taş
Kedi değil başbelası, halis muhlis bir apaş
Ben de hayli haşarıydım allah için o zaman
Tavuk ördek rastgelene çektirirdim el aman
Birgün fakat isyan etti bütün baba hindiler
Gulu gulu diye koşup tepeme bindiler
Leğenlerde yüzdürürdüm sandal yapıp kabaktan
Bir kere de az kaldı ki düşüyordum saçaktan
Saysam böyle işlerimi gelmez zaten adede
Neyse bunlar boş lakırdı gelelim biz sadede
Seller gibi akan evi bilmem nasıl bir büyü
Yangınlara verdi birgün tekmil sildi süpürdü
Ondan sonra haminnemin gözü oldu bir oluk
Ocağımız yanar yanmaz çünkü biz de kül olduk
Mahalleden mahalleye ede ede seyahat
Ne can kaldı eşyamızda ne de kılık kıyafet
İşte zaman zaman biz o evi anarız
Geçmiş günü hatırlayıp için için yanarız

F.A. Aykaç,
Mart 1913