Roma'da kuyrukta beklemek veya beklememek. İşte bütün mesele bu!
Roma hep bu kadar görkemli, hep bu kadar güzel miydi...Bilmiyorum. Nisan 2011'de bir güneşli haftasonunda gezdiğim Roma, insanın yüreğini ısıtacak, tahminlerin ötesine geçecek kadar güzeldi.
İtalya'nın ve binlerce yıllık başkent İstanbul'un arasında ortak noktalar çok. Roma da yedi tepe üzerine kurulu ve maalesef deprem kuşağında, suyu bol, toprağı bereketli, turisti çok bir şehir. Roma'nın geniş meydanlarında, hani şu Boğaz'ın tepelerinde görmeye alıştığımız, upuzun olup da tepesinde bulut gibi yaprak öbeği olan asırlık ağaçlardan var. Bunların İngilizcesi'ne "sea pine" (deniz çamı) deniyormuş, resmini görünce belki tanırsınız. Ve erguvanlar... Zaten özenilerek inşa edilmiş bu şehrin her köşesinde pembe pembe açmış kocaman erguvan ağaçları var. Roma'da binaların bahçeleri, sokak araları, geniş caddelerin her iki yanı hep ağaçlık. Bir teras bulup şehri seyre daldığınızda gördüğünüz renkler yeşil, sıva kırmızısı ve kum rengi. Roma'nın en kalantor otellerinin olduğu Via Vittorio Veneto caddesinin yan sokaklarında ise sıra sıra portakal ağaçları var, üzerlerinde kocaman, tupturuncu portakallarıyla. Portakalları gerçek, bahçeleri gerçek, binalarına sarınan sarmaşıkları, parkları, ışıl ışıl suları gerçek Roma'nın. Roma, tüm antik vahşetini gizlemiş bir masal şehri.

Bahsettiğim manzarayı görmek isteyen ve bir miktar para harcamaya razı olacaklar, mutlaka
Hotel Eden'in terasında kahvaltı etmeli. Şık ve eski, fakat Via Veneto'daki benzerleri kadar göze çarpmayan Hotel Eden'in Tom Cruise, Brad Pitt gibi Hollywood yıldızlarını çeken kusursuz, gerçekten kusursuz bir servisi ve Roma'da Mediciler'in bahçesine bakan üç yanı cam bir terası var. Yalnız burada kahvaltı etmek için mutlaka rezervasyon yaptırmanız ve kişi başı en az 60 Euro'yu gözden çıkarmanız gerekiyor. Değer mi, değer! Akşamları ödüllü bir restorana dönüşen bu terasta kılık kıyafetinize dikkat etmelisiniz. Sabah 11'de kahvaltıya gelen Amerikalı bir teyze tüm mücevherlerini takmıştı. Akşam yemeğine gidecekseniz kumaş pantalon ve ceketten daha sporunu kabul
etmiyorlar.
Aklımıza ilk gelen yerlere dair ufak bilgiler verelim. Trevi çeşmesi, İspanyol merdivenleri,
Colesseum, Pantheon,
St. Peter Kilisesi ve Meydanı,
Sistine
Chapel. Bunların ayrıntılarını zaten okursunuz, o yüzden pratik bilgiler vermek
istiyorum. Colesseum ve St.
Peter kilisesine, Sistine Chapel'i zaten hiç saymıyorum, ve tüm müzelere önceden bilet
almak şart. Çoğunun önünde yüzlerce kişilik kuyruk oluyor.
Fakat eğer Türkiye'den turla giderseniz, şehre varıncabroşürlerden vs. tur satın alır veya girişte bir tur rehberinden fahiş fiyatla bilet alırsanız beklemezsiniz. Onun dışında "Aklıma esti ben bir gideyim" derseniz, sabahtan akşama kadar ayakta kuyruk beklersiniz. Aynı şey müzeler için de geçerli. Muhteşem bir resim koleksiyonuna sahip olan
Borghese
Gallery'ye gitmeye kalktım, meğerse biletleri önceden alıp randevuyla geziyormuşsunuz. Sonraki 6 günün tüm biletleri satılmıştı. Kapıda kaldım. İyi ki
cici bir bahçesi ve kafesi var. Velakin "Roma'da kuyruk beklemek veya beklememek" mevzuu kafede de devrede.
Trevi çeşmesi, bizimkilerin kendi yakıştırmalarıyla "Aşk Çeşmesi" nin tabii ki aşkla meşkle ilgisi yok. Kelalaka sokaklardan dolanarak kare bir meydancığa ulaşıyorsunuz ve birden karşınıza nefes kesici bir eser çıkıyor. Mimar Nicola
Salvi, devasa bir kaya boluğunun üzerinde devasa bir bina yapmış, o devasa binanın bir cephesine de insanın ağzını açık bırakan türden bir çeşme oymuş. Çeşmenin alt kısımlarını kaba kaya halde bırakmış ki marifeti anlaşılsın. Sokağın tümünü kaplayan bir çeşme bu, tanrılar, yeleleri savrulan doludizgin atlar, atlarla boğuşan savaşçılar...Şimdi bunun aşkla ne ilgisi var.. Bu çeşmenin gerçeğini görmek, nefis heykellerin arasından akan kristal suların ışıltısına bakmak bir başka.
 
Nefes kesici bir başka eser de Pantheon. Yine dolana dolana gidiyorsunuz, minik bir meydanda, yuvarlak hatlı kubbeli bir
kilise. "Ee ne olmuş yani" diyorsunuz. "Bu Pantheon" diyorlar. "Çok gördük biz bu koca sütunlardan" diyorsunuz. "Bizde
Ayasofya var." Ama kapıdan girince iş değişiyor. Bir kubbe ki, antik dünyanın en geniş kubbesi, Ayasofya'nın kubbesi kadar geniş ve belki yerden sadece 10 metre yükseklikte. Kubbenin kendisi gökyüzü kadar geniş. "Tüm tanrılar için tapınak" anlamına gelen
Pantheon, Roma'nın tek tanrılı dini kabulünden sonra bir Hıristiyan mabedi haline gelmiş olsa da yapılış amacı çok açık. Pantheon, tüm tanrılar için tüm insanları birleştiren bir kubbe. Altında pembe, yeşil, mavi mermerleri, nereden getirildiği anlaşılamayan 10 metrelik yekpare sütunlarıyla sizi şapşala çeviriyor. Bir eşi daha olmamak böyle birşey.

Roma'da kalburüstü her otel, restoran, tiyatro, yerler, tavanlar mermer kaplı. Bunca mermer nereden gelmiş...Bunca mermer bunca yıl hiç kırılmaz mı, kırılırsa aynı tonda, aynı boyda mermer tekrar nereden bulunur, bu mermerler eskiden hadi diyelim nehir yoluyla Roma'ya geldi, sonra nasıl taşındı? En basit mermer vazoyu düşünün ne kadar ağırdır, bir de 10 metre uzunluğunda, 3 metre çevresi olan mermer sütunları düşünün...Bir sütun kaç tondur, nasıl nereden oyulur, gemiye nasıl yüklenir, nehirden 1 km uzağa,
St.Peter'e nasıl taşınır... Akıl alır şey değil. 
Yemekler çok lezzetli. Özellikle turistlik caddelerin ana değil de, birer arka paralelindeki lokal restoranlarda daha hesaplıya nefis yemekler yemek mümkün. Pizza, şarap ve peynir. Tüm bunlar bizdekinin yarı fiyatına, şarap konusuna zaten daha önce değinmiştim. Mutlaka her yemekte şarap için, üstüne tatlı, sonra kahve, sonra likör (sırası buymuş). İtalya'ya sadece yemek yemeye bile gitmeye değer.
Dondurmaya bayılıyorlar. Her köşe başında dondurmacı var. Biz çocukken yazın dondurmacılar açılır, "Meşhur Roma dondurması" diye afiş asılırdı. Demek kiiii, eskiden de Roma'nın dondurması meşhurmuş. Hatta Beşiktaş'ta bir dondurmacının tabelası "İtalyan usulü Roma dondurması" idi
:)
Bana çok komik gelen bir alışkanlıkları var. Gençlerin toplandığı Piazza Navona meydanı, Asmalımescit'e benziyor. Minik restoranlar, cafeler, hepsinin birarada bulunduğu bir bölge. Bir grup insan kendine oturacak yer arıyor, bir grubu da sadece ayakta duruyor ve konuşuyor. Yer aramıyorlar mı, yooo? Öyle ayakta konuşuyorlar. Birşey yeyip içmiyorlar da. Hatta arkadaşlar bu meydanda buluşuyor, 45 dakika ne yapacaklarına karar veremeyip öyle takılıyor ve sonra da ayrılıyorlar... Onlar için gayet normal.
Roma'da sokakta içki içmek bu yaz yasaklanmış, çünkü çok içen turistler arasında fena kavgalar çıkmış.
Hanımlar için dikkat edilmesi gerek önemli bir nokta ayakkabı. Roma'nın tüm yolları Arnavut kaldırımı ve topuklu ayakkabı ile yürümeye imkan yok. Gece çıkacaksanız ve illaki topuklu giyecekseniz kalın topuklu giymeniz lazım. Aynı şekilde gündüz de Trevi çeşmesinin, Colesseum'un olduğu yerler hep Arnavut kaldırımı. Zaten yerel halk mevsime göre babet, şık, düz çizmeler vs. giyiyor.


Colesseum'a çıkan geniş bir antik Roma caddesi var, sadece yayalara açık. Cadde taze sebzelerden heykelcikler kesen Asyalı amcalardan, İnka müzik gruplarına, Japonlar'a şemsiye satanlardan, gladyatör kıyafetiyle dolaşanlara kadar binbir çeşit insanla dolup taşıyor. Merak edenler için ara sokaklarda gladyatör kıyafeti satan dükkanlar da var ;)
Bizde dünyanın parası olan İtalyan markalarından alışveriş ediniz, İntimissimi, Calzedonia'da hele bir de indirimi yakalarsanız...Nefis ki nefis olur. İtalyanlar iyi giyinmeyi seviyor. Bazı İtalyanlar, hepsi değil ama bazı ortayaşlı - yaşlı amcalar o kadar şık giyinmiş ki, seyre dalıyorsunuz. Herhalde Roma'nın en zenginlerinden diye düşünüyorum veya tüm maaşlarını giyime harcıyorlar. Krem rengi kumaş pantalon, lacivert ceket, beyaz bir fular veya yaka mendili, beyaz briyantinli saçlar. Bu insanlar giyinince gerçekten havalı görünüyor.

Herkesin minik köpekçikleri var! Aynı Milano'da olduğu gibi terbiyeli köpekçikler, alışveriş merkezlerine, bazı restoranlara sahipleriyle birlikte girebiliyorlar. Birbirlerine havlamıyor, sahiplerini oraya-buraya çekiştirmiyor veya gördükleri bit kediyi yakalamak için masaları devirmiyolar.
Roma güzel, gerçekten güzel ve estetik, ahenkli, sıcak ve lezzetli. Hissetmeden gitmemek
gerek.
Linkler:
http://www.romaturismo.it/
http://www.rome.info/
http://rome.arounder.com/
|