sicilya
kopenhag
budapeşte
rodos
londra
halep-antakya-gaziantep
milano ve torino
roma
münih
paris
portekiz
En Büyük Tatil Köyü Rodos, Güneş Tanrısı Apollon’a Tanrı Zeus tarafından hediye edilen ada. Apollon’un ölümünden sonra ada, onun üç oğlu arasında paylaştırılmış . Oğulların her biri adanın farklı bir yakasında birer şehir kurmuşlar ama kendi aralarında hiç anlaşamayıp ufacık adayı savaş meydanına çevirmişler.

Rodos’ta bir zamanlar dünyanın yedi harikasından biri olan Rodos Heykeli varmış. Limanın tam girişinde bulunan bu heykelin boyu 32 metre imiş. İçi mermer, dışı bronzdan yapılmış, gelen gemiler heykelin altından gecerek limana girermis. Heykel, bir depremde yikilinca, Araplar, parcalari denizden cikararak 700 deveye yükleyip kaçırmış ve satmışlar. Heykelin sonraki akıbeti bilinmiyor. Bugün Rodos heykelinin yerinde iki ceylan heykeli var.

Derken 1300 lu yıllarda Cenevizliler bu başıbosluktan yararlanıp adayı fethediyor. Ayrı köselerde kurulu üç şehri yerle bir edip yerine şimdiki eski şehri kuruyorlar. Korumak için de çevresine devasa bir sur inşa ediyorlar. Kesme taslardan yapılan bu surun inşası 200 yılda tamamlananıyor. Cenevizliler’den sonra adaya Kudüs Şövalyeleri ve ardından da Haçlıi Orduları işgal ediyor. Bu Hıristiyan gruplar, 12 farklı Avrupa Devleti’nden gelen birliklerden oluşmaktadır, işçi olarak da Kudüs’ten sürülen Yahudi esirler kullanılmaktadır. Korsanlık ve haraç gelirleri sayesinde refah içinde yaşayan bu ada, kısa sürede Kanuni Sultan Süleyman’ın da dikkatini çeker. Kanuni, denizin hakimiyetini tamamlayabilmek amacıyla 1522 yilinda adayı kuşatır ama fethetmeyi başaramaz. Bunun üzerine adada köle hayati süren Yahudiler’den yardım ister. Onların bir gece açık bıraktığı sur kapısından içeri giren yeniçeriler, kale kumandanını öldürür ve böylece kale fethedilir. Altı ay süren fetih sonunda, Kanuni , Yahudiler’e adanın 1/3 ünü bağışlar ve onları normal vatandaş sayar. Aynı Yahudiler, 1943-44 te Alman yönetimi sırasında sürülürler ve 7-8 bin kişiden kurtulan olmaz. Neyse biz yine adanın tarihine dönelim. Ada, Osmanlı yönetimine geçer ve 1912 yılına kadar da öyle kalır. 1912’de Dünya Savaşı sonunda adanın yönetimi İtalyanlar’a devredilir ve altın çağ başlar. İtalyanlar, 1912’den 1942’ye kadar tüm adayı imar derler. Yeldeğirmenleri yapar, patlamayla yokolan eski sarayı yeniden inşa ederler, tüm adayı müzeler, taştan hükümet binaları ve hamamlarla süslerler. Bugün tüm ihtişamı ile duran Rodos surları ve saray, İtalyanlar’ın Mussollini’nin adaya gelişinde kullanması için restore edilmiş hali. Saray içindeki tüm odalar Kos Adası’ndan getirilmiş mozaiklerle döşeli ve avluda da heykeller duruyor. İtalyanlar adadan 1942’de kovuluyor, once İngiliz ardından da Almanlar adayı ele geçiriyor. En sonunda da ada, restore edilmiş, pırıl pırl halde 1948’de Yunanlılar’a teslim ediliyor.

Yunanlılar, kendilerinin dışındaki tüm tarih kalıntılarını yok etmişler. Birkaç harap cami dışında Osmanlı döneminden kalma tek eser yok. Fakat hala ayakta kalanlar, AB’nin eski eserleri koruma konusundakı kararlılığı sayesinde restore ediliyor. Zaten Rodos’ta restorasyon giderlerinin yüzde 70’ini AB karşılıyor.

Tarihçeyi anlattıktan sonra bugün gittiğinizde nelerle karşılaşacağınıza geçelim. Bir kere yüksek sesle ve hızlı konuşmalarına aldanarak heyecanlı birseyler anlatıyorlar yada kızgınlar zannetmeyin, onların konuşma stili böyle. Size fazla ilgi gösterilmesini, gülümsenmesini vs. beklemeyin, çünkü çok sıcakkanlı insanlar değiller.

Toplam nüfusu 100 bin olan adada, herkes turizm sektöründe çalışıyor. Milli gelirleri yıllda 12bin dolar olduğundan herkes gayet şık ve bakımlı. Herkes deri giyiyor. Sokaklarda gözümüze çarpan ilk şey, yaş ortalamasının yüksekliği oldu.

Bu küçücük ada, bu kadar yüksek gelir seviyesine nasıl ulaşıyor diye sorabilirsiniz. Bunun sebebi kuşkusuz deniz ticareti ve turizm gelirlerinde yatıyor. Rodos’a tüm dünyada ün kazandıran şey, Nisan ayından Ekim’in sonuna kadar süren turizm sezonu. Adada Mart aylarında sıcaklık 20-25 dereceye kadar çıkıor, Temmuz ve Ağustos’ta ise sıcaklıklar 40 derecenin altına inmiyor. Zaten en kalabalık olduğu zaman da bu aylar.

Rodos, eski şehir ve yeni şehir olmak üzere iki ana bölgeden oluşuyor. Eski şehir tarihçede bahsettiğimiz surların içinde kalan ve alişveriş merkezi durumundaki bölge. Yeni Rodos ise, otel ve konutların bulundugu sur dışındaki alan.

Eski şehir, daracik sokaklari, tas binalari ve binbir cesit hediyelik esya satan dukkanlariyla kesinlikle gorulmeye değer. Labirente benzeyen eski sokaklardaki tüm binalar aslına uygun olarak restore edilmiş. Buradaki dükkanlarda altın-gümüş işçiliği ve seramik işleri oldukça yaygın satılıyor.

Çok önemli not, Rodos ve Yunanistan’da bankalar 13.30’da kapanır. Dolayısıyla para bozdurmak istiyorsanız öğleden önce davranmalısınız. Seyahat acentalarının çoğu da döviz satışı yapıyor. Banka ve acentaların yüklü miktarda komisyon aldıklarını tahmin edersiniz. Ama hizmet kusursuz; mesela pasaportu bankada unuttugunuzda, banka otelinizi bulup pasaportu size yolluyor.

Halkın motorsikletle dolaşmasını gençlik özentisi sanmayın, çünkü çoğunluğu ancak iki kişinin yanyana yürüyebileceği kadar dar sokaklarda ancak motorsikletle dolaşabiliyorlar. Bu sayede trafik sorunu da bir ölçüde çözülmüş oluyor.

Eski şehirde her zevke ve damak tadına uygun yüzlerce restoran-bar-kafe-pub bulunuyor. Yemek yemek istiyorsanız mutlaka bir restorana gitmelisiniz. Çünkü kafe ve tavernalarda yemek bulunmuyor. Ayrıca hiçbiryerde de çay içilmiyor, varsa yoksa kahve. Çay tiryakileri yandi.

Rodos’ta yenecek en lezzetli sey deniz ürünleri. Diğer yemekleri (pilaki, caciki, makarnalar) bize benzemekle beraber, karışık deniz ürünleri konusunda ellerine su dokülemez. Salataları da son derece lezzetli.

Gelelim asıl meseleye…Rodos, özellikle Turk lirasının son duşüşünden sonra pek hesaplı değil. 1 dolar 370 DHM ye eşit. İki kişi güzel bir yemeğin fiyatı ise 6500-20,000 DHM arasında değişiyor. Yani iyi bir yemek için en aşağı 50 milyon lirayı gözden çıkaracaksınız. Kafelerde ise bu rakam 5.000-7.500 arasında değişiyor. En basit hediyelik eşya 1000 DHM, Grek desenli el işi duvar tabakları 4000 DHM. Insanlar Rodos’a birkaç gün deli gibi eğlenmek, güneş icin gidiyorlar. Laf aramızda yazın Rodos’ta eğlencenin sınırı yok. Kimse öğleden önce uyanmıyor, tüm klüp ve barlar sabaha kadar açık. Ayrıca Rodos, Mikanos ile birlikte dünyanın en özgür (!) adalarından biri.

Size birkaç güzel yer tavsiye ederek yazımızı bitirelim.

FloCafe (café) ve El Divino (bar) : Sofokli Venizelo ve Alexandro Diacou caddelerinin köşesinde. Aynı yerde Pieri Orexeos (büfe tarzi).
Angeli di Roma.: Sofokli Venizelo Caddesi’nde bir İtalyan restoranı
Ippotikon: Eski şehirde Evreon Martiron Meydanı’nda iki katlı taş bir konak, balık restoranı.