|
|
 |
 |
En Büyük Tatil Köyü
Rodos, Güneş Tanrısı Apollon’a Tanrı Zeus tarafından hediye edilen ada. Apollon’un
ölümünden sonra ada, onun üç oğlu arasında paylaştırılmış . Oğulların her biri adanın farklı bir yakasında birer
şehir kurmuşlar ama kendi aralarında hiç anlaşamayıp ufacık adayı savaş meydanına
çevirmişler.
Rodos’ta bir zamanlar dünyanın yedi harikasından biri olan Rodos Heykeli varmış. Limanın tam girişinde
bulunan bu heykelin boyu 32 metre imiş. İçi mermer, dışı bronzdan yapılmış, gelen gemiler heykelin altından gecerek limana girermis. Heykel, bir depremde yikilinca, Araplar, parcalari denizden cikararak 700 deveye yükleyip
kaçırmış ve satmışlar. Heykelin sonraki akıbeti bilinmiyor. Bugün Rodos heykelinin yerinde iki ceylan heykeli var.
Derken 1300 lu yıllarda Cenevizliler bu başıbosluktan yararlanıp adayı fethediyor. Ayrı köselerde kurulu
üç şehri yerle bir edip yerine şimdiki eski şehri kuruyorlar. Korumak için de
çevresine devasa bir sur inşa ediyorlar. Kesme taslardan yapılan bu
surun inşası 200 yılda tamamlananıyor. Cenevizliler’den sonra adaya Kudüs
Şövalyeleri ve ardından da Haçlıi Orduları işgal ediyor. Bu Hıristiyan
gruplar, 12 farklı Avrupa Devleti’nden gelen birliklerden oluşmaktadır,
işçi olarak da Kudüs’ten sürülen Yahudi esirler kullanılmaktadır. Korsanlık ve haraç gelirleri sayesinde refah içinde yaşayan bu ada, kısa sürede Kanuni Sultan Süleyman’ın da dikkatini
çeker. Kanuni, denizin hakimiyetini tamamlayabilmek amacıyla 1522 yilinda adayı kuşatır ama fethetmeyi başaramaz. Bunun
üzerine adada köle hayati süren Yahudiler’den yardım ister. Onların bir gece açık bıraktığı sur kapısından içeri giren yeniçeriler,
kale kumandanını öldürür ve böylece kale fethedilir. Altı ay süren fetih
sonunda, Kanuni , Yahudiler’e adanın 1/3 ünü bağışlar ve onları normal vatandaş sayar. Aynı Yahudiler, 1943-44 te Alman yönetimi sırasında sürülürler ve 7-8 bin kişiden kurtulan olmaz. Neyse biz yine adanın tarihine dönelim. Ada, Osmanlı yönetimine geçer ve 1912 yılına kadar da
öyle kalır. 1912’de Dünya Savaşı sonunda adanın yönetimi İtalyanlar’a devredilir ve altın
çağ başlar. İtalyanlar, 1912’den 1942’ye kadar tüm adayı imar derler. Yeldeğirmenleri yapar, patlamayla yokolan eski sarayı yeniden inşa ederler, tüm adayı müzeler, taştan hükümet binaları ve hamamlarla süslerler. Bugün tüm ihtişamı ile duran Rodos surları ve saray,
İtalyanlar’ın Mussollini’nin adaya gelişinde kullanması için restore edilmiş hali. Saray içindeki tüm odalar Kos Adası’ndan getirilmiş mozaiklerle döşeli ve avluda da heykeller duruyor.
İtalyanlar adadan 1942’de kovuluyor, once İngiliz ardından da Almanlar adayı ele geçiriyor. En sonunda da ada, restore edilmiş,
pırıl pırl halde 1948’de Yunanlılar’a teslim ediliyor.
Yunanlılar, kendilerinin dışındaki tüm tarih kalıntılarını yok etmişler. Birkaç
harap cami dışında Osmanlı döneminden kalma tek eser yok. Fakat hala ayakta kalanlar, AB’nin eski eserleri koruma konusundakı
kararlılığı sayesinde restore ediliyor. Zaten Rodos’ta restorasyon
giderlerinin yüzde 70’ini AB karşılıyor.
Tarihçeyi anlattıktan sonra bugün gittiğinizde nelerle karşılaşacağınıza geçelim. Bir kere yüksek
sesle ve hızlı konuşmalarına aldanarak heyecanlı birseyler anlatıyorlar yada kızgınlar zannetmeyin, onların konuşma
stili böyle. Size fazla ilgi gösterilmesini, gülümsenmesini vs.
beklemeyin, çünkü çok sıcakkanlı insanlar değiller.
Toplam nüfusu 100 bin olan adada, herkes turizm sektöründe çalışıyor. Milli gelirleri
yıllda 12bin dolar olduğundan herkes gayet şık ve bakımlı. Herkes deri
giyiyor. Sokaklarda gözümüze çarpan ilk şey, yaş ortalamasının
yüksekliği oldu.
Bu küçücük ada, bu kadar yüksek gelir seviyesine nasıl ulaşıyor diye sorabilirsiniz. Bunun sebebi kuşkusuz deniz ticareti ve turizm gelirlerinde yatıyor. Rodos’a tüm dünyada
ün kazandıran şey, Nisan ayından Ekim’in sonuna kadar süren turizm sezonu. Adada Mart aylarında sıcaklık 20-25 dereceye kadar
çıkıor, Temmuz ve Ağustos’ta ise sıcaklıklar 40 derecenin altına inmiyor. Zaten en kalabalık olduğu zaman da bu aylar.
Rodos, eski şehir ve yeni şehir olmak üzere iki ana bölgeden oluşuyor. Eski şehir tarihçede bahsettiğimiz surların içinde kalan ve alişveriş merkezi durumundaki bölge. Yeni Rodos ise, otel ve konutların bulundugu sur dışındaki alan.
Eski şehir, daracik sokaklari, tas binalari ve binbir cesit hediyelik esya satan dukkanlariyla kesinlikle gorulmeye değer. Labirente benzeyen eski sokaklardaki tüm binalar aslına uygun olarak restore edilmiş. Buradaki dükkanlarda altın-gümüş işçiliği ve seramik
işleri oldukça yaygın satılıyor.
Çok önemli not, Rodos ve Yunanistan’da bankalar 13.30’da kapanır. Dolayısıyla para bozdurmak istiyorsanız
öğleden önce davranmalısınız. Seyahat acentalarının çoğu da döviz satışı yapıyor. Banka ve acentaların
yüklü miktarda komisyon aldıklarını tahmin edersiniz. Ama hizmet kusursuz; mesela pasaportu bankada unuttugunuzda, banka otelinizi
bulup pasaportu size yolluyor.
Halkın motorsikletle dolaşmasını gençlik özentisi sanmayın, çünkü çoğunluğu
ancak iki kişinin yanyana yürüyebileceği kadar dar sokaklarda ancak
motorsikletle dolaşabiliyorlar. Bu sayede trafik sorunu da bir ölçüde
çözülmüş oluyor.
Eski şehirde her zevke ve damak tadına uygun yüzlerce restoran-bar-kafe-pub bulunuyor. Yemek yemek istiyorsanız mutlaka bir restorana gitmelisiniz.
Çünkü kafe ve tavernalarda yemek bulunmuyor. Ayrıca hiçbiryerde de çay içilmiyor, varsa yoksa kahve.
Çay tiryakileri yandi.
Rodos’ta yenecek en lezzetli sey deniz ürünleri. Diğer yemekleri (pilaki,
caciki, makarnalar) bize benzemekle beraber, karışık deniz ürünleri konusunda ellerine su dokülemez. Salataları da son derece lezzetli.
Gelelim asıl meseleye…Rodos, özellikle Turk lirasının son duşüşünden sonra pek hesaplı değil. 1 dolar 370 DHM ye eşit.
İki kişi güzel bir yemeğin fiyatı ise 6500-20,000 DHM arasında değişiyor. Yani iyi bir yemek için en aşağı
50 milyon lirayı gözden çıkaracaksınız. Kafelerde ise bu rakam 5.000-7.500 arasında değişiyor. En basit hediyelik eşya 1000 DHM, Grek desenli el işi duvar tabakları 4000 DHM. Insanlar Rodos’a birkaç gün
deli gibi eğlenmek, güneş icin gidiyorlar. Laf aramızda yazın Rodos’ta
eğlencenin sınırı yok. Kimse öğleden önce uyanmıyor, tüm klüp ve barlar sabaha kadar açık. Ayrıca Rodos, Mikanos ile birlikte dünyanın en
özgür (!) adalarından biri.
Size birkaç güzel yer tavsiye ederek yazımızı bitirelim.
FloCafe (café) ve El Divino (bar) : Sofokli Venizelo ve Alexandro Diacou
caddelerinin köşesinde. Aynı yerde Pieri Orexeos (büfe tarzi).
Angeli di Roma.: Sofokli Venizelo Caddesi’nde bir İtalyan restoranı
Ippotikon: Eski şehirde Evreon Martiron Meydanı’nda iki katlı taş bir konak, balık restoranı.
|
|
 |