barcelona
sicilya
kopenhag
budapeşte
rodos
londra
Gerçek bir metropol Bu günlerde şehr-i İstanbul hakkında en çok duyduğumuz kelimelerden biri sanırım “metropol” Çıkıp deniyor ki “İstanbul büyük bir metropol, şöyle önemli, böyle zor” Peki iyi de nedir bu metropol´ün anlamı. Yani ne görüyoruz İstanbul´da da burası bi metropol olabiliyor... Trafik, çarpık kentleşme, kirlenmiş deniz ve hava, kültürel seviyenin düşüklüğü vs. mi peki? Ya da doğal güzellik, tarihi eserler ya da kalabalık olması mı? Evet hepsinin bu ünvana direkt olarak bir katkısı var, fakaat bunlar yeterli değil. Gerçek bir metropol kent nasıl olur ve nedir diyorsanız, tek yön Londra. Eğer ki Istanbul´un berbat özelliklerine dahi alışmış hatta seviyorsanız, "gideceğim buralardan, dağda bayırda yaşayıp, tavuk, ördek yetiştireceğim, kendimi doğaya salacağım" şeklindeki bol hayalperest bir tutam da depresif söylemler size uzaksa ya da gerçekçi gelmiyorsa, çoğumuzun söylediği “ben Istanbul´dan başka şehirde yaşayamam” mottosunu unutabilirsiniz, çünkü emin olun Londra tam size göre. Kısaca bir tespit yaparsak Londra romantizmin değil realizmin bir şehri. Gelelim burasıyla ilgili bilgilere.

Londra anlatmaya başlandığında şüphesiz ki ilk olarak kültürel ve tarihi yönlerinden bahsetmek gerekir. Zaten günün birinde Londra´yı ziyaret edersiniz ve kültürel aktiviteleri, buna olan ilgiyi gördüğünüz zaman neden Istanbul´a metropol diyerek Londra´ya haksızlık etmiş olduğumuzu daha iyi anlayacaksınız. Sanat ve tarih deyince akla ilk gelen müzeler konusuna gelirsek, şüphesiz ki görülmesi gereken ilk yer gerek büyüklüğü gerekse saygınlığı açısından British Museum gelir. Dört katlı (belki daha da vardır, ben bitap düşmüştüm ilk iki katı bitirdiğimde) bu müzede değişik salonlarda değişik temalı sergileri bulmanız mümkün. Tabii ki önceden araştırıp hangi sergilerin mevcut ve açık olduğunu öğrenmenizde fayda var, yoksa güzel şeyleri görmüş olmanın verdiği yorgunluğun tadını çıkaramayabilirsiniz. Ayrıca National Gallery´ye gitmeyi unutmayın ve tabii ki Tate Britain ama Millbank´te olanı. Bu iki müzede birbirinden değerli sanat ederleri ve koleksiyonları bulabilirsiniz. Ayrıca dünyanın en büyük dekoratif sanat müzesi olan Victoria and Albert Museum da ilginizi çekebilir.
Müzelere ek olarak biraz daha az sanatsal olanları da ilginizi çekebilir. Londra´nın adeta simgesi olan Madame Tussaud´s mumya müzesine gidebilirsiniz. Epey büyükçe, sanırım herkes de var.. yani görünce bir beni koymamışlar diyeceksiniz. Bir tek olay var, adamlar herkesi harika yapmışlar ama hala Atatürk´ü birşeye benzetemiyorlar. Yani öyle görsen zor anlarsın o olduğunu. O sebeple Kaddafi ve Saddam´la resim çektirmek daha eğlenceliydi. Sarmaş dolaş olmak serbest mumyalarla. Yanısıra savaş tarihi ile ilginiz varsa Imperial War Museum, biraz sadistseniz benim olduğum gibi London Dungeon yani o herkesin kapatıldığı eski zindanlarda gezebilirsiniz, modern Avrupa´nın ne yollardan geçerek geldiğini görmüş olursunuz.

Londra akla geldiğinde gösteri sanatları ve konserleri de unutmamak lazım. Şehrin en büyük özelliği hergün evet hergün onlarca müzikal, opera ve konsere ev sahipliği yapması. Tabii ki tiyatro oyunları da alabildiğine fazla ama bir yabancı olarak konuşulanları anlamanız neredeyse imkansız. Ha anlıyorsanız Shakespeare´den bir oyunu demek ki siz Londra´da değil tahminen Istanbul´da yaşayan bir turistsinizdir. Her neyse gelelim konumuza. Özellikle Royal Festival Hall ve Royal Albert Hall´da mevcut gösterilere özel ilgi gösterin. Genelde birbirinden meşhur ve az bulunan eserleri bulabilirsiniz. Tabii ki söylemeden geçemeyeceğim, sahne performanslarını sakın AKM´de ya da başka bir yerde izlediğiniz performans ve oyuncularla karıştırmayın. Özellikle müzikaller adeta bir sinema filmi gibi gelecek size, yani kusursuz. Müzikaller ve kimi operalar senelerce oynuyorlar. Her sene bazısı yenilense de en az 5 yıldır oynadığını bizzat bildiğim bazı eserler şöyle : Les Miserables, Phantom of The Opera, A Midsummer Night Dream, Carmen, Chicago, Chitty Chitty Bang Bang, Don Giovanni, Fame, Mamma Mia, The Lion King, The Magic Flute...liste böyle uzayıp gidiyor.. internetteki birçok bilet sitesinden detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Adres vermiyorum sadece “London theather” diye aratın zaten doyacaksınız linke. Yanlız bu noktada bir konuya değinmeliyim. Bizim salonlar 7 milyonluk gösterilerde salonu dolduramazken, Londradaki en ucuz (gitmeyin daha iyi ayarındaki yerler) yaklaşık 30-40 milyon... ve salonda boş yer yok. Ama dediğim gibi hani gittim demek içinse eğer oturulur da büyük salonsa eğer biraz daha ortalara ya da balkonun ön sıralarına yer almaya çalışın fakat size maliyet yaklaşık 50-60 pound olacaktır. Bence ertesi günün yemeğinden feragat edip sandviç yiyip bir gece bu iyiliği kendinize yapın ve hayran olun.

İngiltere konumu dolayısıyla bir çok tarihi eseri de barındırmakta. E tabi başkent hep Londra olunca bu şehirde de bulmak hiç de zor değil. Görülmesi gereken yerler olarak Big Ben saat kulesi, House of Parliament, Tower Bridge, Buckingham Sarayı, London Tower, Trafalgar Meydanı ve Greenwich´i sayabilirim.

Gelelim işin gezme-tozma, yeme-içme, alışveriş ve turistik kısmına. Gittiğinizde muhakkak bulunmanız yerler şöyle sıralanabilir. Camden Town pazarı, tam merkezdeki, birbirinden hoş kafe, barlarla çevrili, tiyatrolara yakın; gene market kurulan insanı mutlu eden, huzura sokan Covent Garden; adı alışverişle özdeşlemiş Oxford Street, ayrıca her Cumartesi kurulan Portobello bit pazarı ile ve yılda bir kez yapılan karnavalı ile masalsı mahalle Notting Hill. Şehrin bence merkezi olan Leicester Square, ayrıca Picadilly Circus, China Town ve kimi kaçamaklar ve eğlence için Soho.

Yeri gelmişken alışveriş için ilk tercih edilenler ve tavsiye edebileceklerim erkek giyiminde Burton, alışveriş merkezleri olarak Debenhams, Selfridge (en ünlü ve sıkı pahalı bir Oxford alışveiş merkezi olup, içeri selamınaleyküm diyerek girebileceğiniz kadar çok Türk dolaşan bir yerdir), Harrods (benim param Cibuti´nin 5 yıllık kalkınma planı bütçesinden fazla diyenlere) ve de Marks and Spencer. Buraya muhakka gidin ve Türkiye´de buradan alışveriş yapanları - ki siz de dahil olabilirsiniz - rahatça söğüşlediklerini görebilirsiniz. M&S batmaktan zor kurtulduğu ve yeni yönetimin de durumu değiştiremediği hala zarara devam eden, en inanılmaz karı bizim ülkemizde yapan, İngiltere´de ürünlerine güven duyulmadığı için bize göre makul fiyatlarda satılan bir mağaza kendi memleketinde. Bir nokta daha: bizdeki çok pahalı markalar orada daha ucuz ve tam tersi bizdeki ucuzlar orada daha pahalı.

Ayrıca oyuncak seviyorsanız 4-5 katlı Hamley´s oyuncakçısına da bir göz atın.

Neyse gezdik, tozduk, konsere gittik, onu bunu aldık, e sonunda yorulduk ve acıktık. Oturalım o zaman bir yere. Ama nereye? Bundan sonrası size kalmış. Londra´da herşey var ve tavsiye ile değil deneme ile daha başarılı olabilirsiniz. Bu şehirde İngiliz yemeği ki ızgara et aslında, Fransız, İtalyan, Hint, Thai, Çin, Türk, Yunan... her ülke mutfağı mevcut ve hepsi de kesenize göre. Pahalı da var, ucuz da. Örneğin burada hayatınızın en pahalı Çin yemeğini de en ucuz olanını da yiyebilirsiniz. Çin mahallesinde 5-10 pound´a yiyebildiğiniz kadar 15 parçalık Çin büfesi bulabilirsiniz, sadece sabredin. İlk gördüğünüz yere girmeyin asla. Ama illa isim ver, yoksa gitmem derseniz Angus Steakhouse, Al-Dar, Beirut Express, Maroush denenmiş yerlerdir. Son üç tanesi Lübnan restoranıdır, lezzetlidir yemekler. Vatan hasreti çekenlere Sarıyer Balık ve Anadolu Lokantası önerilebilir. Ayrıca One-O-One, All Bar One gidilince pişman olunmayacak yerlerdir. Ek olarak Harrods´tan çıktım param arttı diyenler güzel bir yemek için geceleri en güzel clublardan biri olan Voodoo Lounge´a uğrayabilir. Bu arada bir dipnot: İngiltere genel olarak pahalı olduğu için oturarak yediğiniz yemeklerden kişi başı 20 pound civarı çıkmanız çok normaldir, hatta zordur. O sebeple sabırlı olun dedim zaten. Bir alternatif daha var, kendinize bir market bulup soğuk günlük sandviçlerden (en son gelenler en arkada, onları seçin) deneyin. Keşke burada da olsa diyeceğiniz türden harika tatları 1,5 pounda yiyebilir, üstelik doyabilirsiniz.

Daha bar gibi yerler için Bar Monaco, Cuba, Havana önerilebilir. Ayrıca Home, Church ve Tiger & Tiger kulüpleri de eğlence için tavsiye edilir. Madem kulüp konusu açıldı club müziğinin kalbi, herşeyi olan Londra´da eğer ilgiliyseniz efsane yerlere uğramadan geçmeyin. Bunların başında tabii ki Ministery of Sound geliyor. Ayrıca Fabric ve The Tend en seçkin olanlarıdır. Clubbing de ne ola diyenler için bir zorunluluk. Ayrıca az önce bahsettiğim Voodoo Lounge da geri kalmaz eğlenceden. Gay alternatifleri de oldukça fazla olan şehirde en bilinen yerlerden biri Soho´daki The Edge Bar. Bizzat gitmedim, gidenin yalancısıyım sadece :)

Diyorsunuz club´dan önce biraz demleneyim.. "Ah şimdi bizim orda olsak gider nargile içerdik" diyorsanız buyrun Edgware Road´a. Adeta bir Arap caddesi burası ve hiç görmediğiniz kadar çok sayıda nargileciyi burada bulabilirsiniz. Yanlız oradaki adı bildiğimiz şişeden gelen “Shisha”. Bizde de olduğu gibi hepsi iyi değil ama denediklerimden iyi olanları Bardees, Al-Dar, Shishavi, Marquise. Aman sakın yanında içine nane yaprağı atılmış çayı yani Mint Tea söylemeyi unutmayın.

Ayrıca daha birçok görmekten keyif alacağınız yerler sayabilirim. Mesela o çok meşhur Hyde Park ya da tüm Londra´yı havadan görmenizi sağlayacak dönmedolap Eye of London. O olmazsa ve ilgilenirseniz IMAX´in üç boyutlu filmler gösteren sinemasına gidip farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz ya da London Planetarium´da yıldızları keşfedebilirsiniz. Uzaktan da olsa görmenizi tavsiye edeceğim, bana 1984 romanından çıkmışçasına kasvetli, heybetli ve korkutucu görünen, Avrupanın en büyük tuğla binası olan şimdilerde çalışmayan devasa Battersea Power Station elektrik santralini söyleyebilirim.

Son not olarak, Londra´da ulaşımdan korkmayın. Metro her yere gidiyor. Sadece bir harita alın elinize ve seyahate başlayın. Ha unutmadan genel olarak İngiltere çok ucuz bir yer değil, o yüzden ya tedarikli gidin ya da yukarıda bahsettiğim sandviçleri hemen gider gitmez bulun.

Zahmet Baltan