barcelona
sicilya

kopenhag
budapeşte
rodos
londra
Rengarenk bir masal evi Bir şehir düşünün...İstanbul gibi bir şehir, denizi, yeşili, müziği olan, yetmiş yedi milletten insanın yaşadığı bir şehir. Bir şehir düşünün, renkli, özenilmiş, sevilip bakılmış... Her köşesine bir çeşme, bir meydan, her duvar dibine çiçek saksıları konulmuş bir şehir. O kadar renkli, o kadar davetkar...İşte Barcelona böyle bir yer.

Barcelona, İspanya´nın güneydoğu ucunda bir liman kenti. Katalonya bölgesinin başkenti. Altı milyon küsur nüfusu var, her yıl bunun en az iki katı turist bu şehri görmeye geliyor. Genelde İngiliz, Kuzey Avrupalı ve Uzakdoğulu turistlerin tercih ettiği bir ülke.

Turistlere kolaylık için birkaç ana rota hazırlanmış: La Rambla çevresi, Museu Maritim (deniz müzesi), Kolomb anıtı bir rota. La Sagrada Familia ile Park Güell başta olmak üzere Gaudi´nin eserleri bir ayrı rota. Muhteşem fıskiyeleriyle ulusal tarih müzesi (Museo Nacional d´Art de Catalunya), Poble Espanyol, kale, olimpik stadyum ve parkları içeren Montjuic turu. Plaça del Rei, katedraller, Picasso müzesi de ayrı bir rota.

Barcelona´nın ana caddesi La Rambla. Yaklaşık yüz sene evvel inşa edilmiş, o dönemden beri de şehrin en işlek ve turistik caddesi burası. Çeşmeli Katalunya Meydanı´nda başlıyor, denizde Kristof Kolomb anıtında son buluyor. İki yanında iki şerit yol, ortasında da geniş bir yaya yolu olan bu caddenin her tarafı kafe, restaurant ve hediyelik eşya mağazalarıyla dolu. Sabahın erken saatlerinden gece 4-5´e kadar tıklım tıklım dolu bir cadde. Özellikle akşamları bütün bulvar sanatçılarla doluyor. Kimi pandomim yapıyor, kimi kılık değiştirmiş, bazıları dans ediyor. Karakalemle portrenizi çizdirmek veya Japon alfabesiyle isminizi yazdırmak gibi ilginç aktiviteyi gerçekleştirebilirsiniz.

İspanya denince akla mimar Gaudi gelir. Antonio Gaudi´nin dünya çapında bilinen en önemli eserleri La Sagrada Familia kilisesi, La Pedrera binası, Park Güell ve Casa Battlo. Gaudi, 1900´lerin başında, dünya savaşının öncesindeki Katalan modernist akımın temsilcilerinden biri. Yaptığı binalar, mimari açıdan kusursuz olmalarının yanında, ışığın dağılımı, muhteşem desenleri ve hayvan figürleriyle tanınıyorlar. Belki Gaudi´nin rengarenk kertenkelesini görmüş olanlarınız vardır. Gaudi, Venedik seramiğini kullanarak eserlerini binbir renk ve şekilde süslemiş. Çiçek desenleriyle bezenmiş bacalar, deniz temalı evler, kaplumbağa üzerinde duran sütunlar hep onun eseri. 130 yıldır yapımı devam eden, nefes kesici La Sagrada Familia kilisesi de Gaudi´nin tasarımı. Şehirdeki her hediyelik eşya mağazasında Gaudi´nin eserlerinden esinlenilmiş parçalar bulmak mümkün.

Şehrin ikinci marka sanatçısı kuşkusuz Picasso. Picasso sergisine İstanbul´da gittiyseniz, üzülmeyin. Yüzlerce farklı eser sergileniyor. Uzun süre kuyrukta beklememek için sabah erkenden gitmekte fayda var. Geç kalsanız da sorun değil, kafe çok, yere oturabilirsiniz, ki herkes öyle yapıyor ve bekleyenlere müzik çalan sokak sanatçıları var. Picasso müzesi kuyruğunda beklerken klasik bir İspanyol gitarından Rodrigo dinlediğinizi hayal edin...Başka bir köşede ufo şeklinde yeni bir müzik aletiyle yumuşacık notalar döktürüldüğünü... İçeri giriyorsunuz, müzik kalın taş duvarlardan bile sızıyor...Çıktığınızda gitaristin hala orada olmasını diliyorsunuz. Bir duvar dibine çöküp dinliyorsunuz. Böyle yapıyor insanlar. Perulu bir gitaristi, devlet sanatçısı tenorları yerlere oturup dinliyorlar. Tenorlardan biri de Türk çıkıyor! Hemen sohbete dalıyoruz. Şenol Bey, her Pazar öğleden sonra katedral meydanında hocalarına eşlik ediyormuş. Sanatın hayatla bu kadar içiçe olduğu başka bir şehir var mıdır bilmiyorum.

Klasik bir İspanyol köyünü ziyaret etmek ister misiniz? O zaman 1929´da inşa edilen, İspanyol mimarisinin örneklerini içeren Poble Espanyol´u görmelisiniz.

Plaça de Catalunya (ulusal müze), kraliyet sarayı olarak inşa edilmiş görkemli bir bina. Perşembe-Cuma-Cumartesi günleri akşam güneş batarken fıskiyeleri çalışmaya başlıyor, klasik müziğe senkronize bir lazer ışık gösterisi yapılıyor. Şehirdeki tüm turist kafileleri buraya akşam turları düzenliyor, saatlerce suyu seyrediyorlar.

Nefis müziklerin icra edileceği nefis bir de konser salonu lazım. Palau de la Musica, 1900´lerde modernist akımın etkisinde yapılmış oyuncak gibi bir konser salonu. Çiçekler, vitraylar, at heykelleri ve pırıl pırıl vitraylarla süslenmiş bir masal evini andırıyor. İçini mutlaka gezmenizi öneririm.

Küçük çocuklarınızı oyalayabileceğiniz deniz kıyısında bir akvaryum bulunuyor. Ayrıca Tibidabo eğlence parkına metro ve teleferikle ulaşabilirsiniz. Futbol meraklıları BCN stadını ve hediyelik eşya dükkanını çok sevecekler. BCN hediyeliklerini, şapka ile formaları her dükkanda bulmak mümkün.

Barcelona´da ve sanırım tüm İspanya´da tadına bakılması gereken yemek paella. Bir çeşit karışık pilav olan paellanın, deniz ürünlü ve mürekkep balığı ilaveli siyah renkli olanı (arroz negro) adlı mutlaka denenmeli. Mezeleri oldukça meşhur. Bunlara tapas deniyor, tapas barlarda bara geçip dilediğiniz çeşidi seçebiliyorsunuz. Ve tabii yanında şarap ve meyvayla hazırlanan Sangria içiyorsunuz. Sangriayı genelde bardakla değil, bir veya yarım litrelik sürahilerde getiriyorlar. Ara sokaklarda ufak tefek, yaşlı amca ve teyzelerin işlettiği şarap dükkanları var. Buradan şişesi 3-4 Euro´dan başlayan, neredeyse sadece şişe parasına satılan yerel şaraplardan almak mümkün. İspanya´da deniz ürünleri de yaygın tüketiliyor. Ben memleketimde de balık yerim diyerek balığı tercih etmedim.

Rambla´ya yakın bir meydanda minik bir peynir pazarı kuruluyor. El kol işaretleriyle seçerek nefis peynirler satın alabilirsiniz. Şunu da belirtmekte fayda var: Peynir ve şarap fiyatlarının ucuzluğuna rağmen, restaurant ve kafelerde yemekler bize göre pahalı. Paellalar 8-12 Euro, bir litrelik sangrianın fiyatı 10 Euro civarında. Tapas, tabak başına 3-4 Euro arasında ve standart bir akşam yemeği kişi başı 20 Euro´dan az tutmuyor. Avrupalı genç turistler yemeğe az para harcamanın güzel yollarını bulmuşlar. Sandviççi ve büfe tarzı yerlerden yemeklerini alıyor, deniz kıyısındaki merdivenlere, banklara oturup yiyorlar. Her yer çeşme ve meydan olduğundan ayaküstü atıştırmak konforlu sayılabilir.

Fotoğrafçılık bilginiz olmasa bile, bu şehirde nefis resimler çekebilirsiniz. Bir kere, şehir geniş, renkli, her yanı ağaçlık. Reklam panosu, salkım saçak elektrik kabloları yok. Olanca kalabalığa rağmen, fotoğraf çekmek istediğinizde herkesin birbirine müsaade ettiğini görüyorsunuz. Siz de başkasını fotoğraf çeker gördüğünüzde, kadraja girmemek için önünden eğilerek geçiyorsunuz.

Barcelona yemek ve müzeden de ibaret değil. Şehir içinde La Rambla´ya 1 km ötede 3 tane plaj var. Rahatlıkla denize girilebiliyor. Zaten burada klasik bir gün, gündüz akşama kadar deniz, akşam uyku, gece 10´da yemek ve sabahın ilk ışıklarına kadar bar bar gezmek olarak seyrediyor.

Şehir civarında da gezilecek yerler var. Mesela 1.5 saat mesafedeki, Dali´nin doğum yeri Girona şehri. Kışın kayak sporları yapılabilen, bir de manastır bulunan Montserrrat dağı. Yazın belli tarihlerde düzenlenen Katalan festivalleri hakkında bilgiyi otelinizden veya cadde üzerindeki turist danışma ofislerinden öğrenebilirsiniz.

Pazar günü tüm dükkanlar kapalı. Pazartesi ise çoğu müze kapalı. Çoğu müze akşam yedi buçuk, sekize kadar açık. Dükkanlar ise öğleyin 2-4 arası kapalı.

Böyle muhteşem bir şehrin de dezavantajları var kuşkusuz. Mesela kimse İngilizce bilmiyor Yanınızda bir sözlük bulundurmanızda fayda var. Ayrıca lokanta ve kafelerin lavabo temizliğine bizdeki kadar dikkat edilmiyor. Bütün hizmetleri Avrupa Birliği kurallarına bağlı olan bir ülke için şaşırtıcı bir özellik. Ağustos ayında öğle saatleri dayanılmaz derecede sıcak. Öğle saatlerini müzelere ayırıp açık alanları sabah ve akşam 4´ten sonra gezmek iyi bir çözüm. Ya da öğleyin denize girebilir ve kültürel faaliyetleri akşam saatlerine alabilirsiniz.

Bir haftalık gezimizden dönerken hala kaçırdığımız birşeyler olduğunu hissediyorduk. Barcelona ve İstanbul aynı denizin kıyısında, benzer coğrafyaya sahip iki şehir. Kimbilir belki İstanbul´u yönetenler de birgün aşka gelir de, şehrimize hak ettiği değeri verirler.

Mutlaka gidin:
. Gaudi (La Sagrada Familia, Casa Batllo, Park Güell)
. Picasso - Dali - Goya müzeleri
. Pueblo Espanyol
. Plaça del Rei avlusu ve altındaki 2 kat Roma şehri
. Kolon (Kolomb anıtı). İçindeki asansörle anıtın tepesine çıkmayı unutmayın.
. Museo Nacional d´Art de Catalunya ve Font Magica
. Palau de la Musica konser salonu